18 Ocak 2013
Thank You For Everything
Benimle Guitar Hero'ya gelip okulu ektiğin, parfümünü koklamama izin verdiğin, okulda ellerimi tutup saçlarımı okşadığın, en yakın arkadaşınla tanıştırdığın, parfümünü telefon kabıma sıktığın, gece sebepsiz uyandığında uzun uzun mesajlar attığın, beni dersaneye bırakmadığın, sabah okuldan önce 10 dakikalığına da olsa görüşmemiz için erken uyanmadığın, doğum günümde Disneyland'dan aldığın çantayı hediye ettiğin, aynı gün bana sarılmayıp öpmediğin, herşeyin olduğumu hissettirdiğin, kendine küçücük bir zaman içinde bağladığın, ikimiz de MFÖ konserinde olmamıza rağmen bırak beraber dinlemeyi yanıma bile gelmediğin, kısa süre de olsa bana değer verdiğin, eski sevgilinle konuşmaya devam ettiğin, sana resmen yalvardığım omzunda ağladığım halde bana sevgini göstermediğin, kendinden soğutmayı becerip seninle konuşmadığımı anlayınca benimle konuşmaya çalıştığın, sevgimden bir gıdım bırakmadığın, artık sana sarıldığımda sadece gitmek istememi sağladığın, sevginin geçici ve bu yaşlarda ciddi ilişkilerin olmadığını gösterdiğin, bana hayatta kimseye güvenilmemesi gerektiğini uygulamalı olarak öğrettiğin ve bana yaşattığın güzel zamanlar için teşekkür ederim.
6 Ocak 2013
Ağzıma Sıçılmak Bir Hobi Olmuş, Gelen Geçen Sıçıp Gidiyor
Hani size bahsettiğim o çocuk vardı ya. Hani çok sevdiğim, sevgisinin nasıl olduğundan bir türlü emin olamadığım. Biz onunla çıktık. İlk iki ay, hayatımda görmediğim sevgi ve ilgiyi gördüm ondan. Doğru kişi olduğuna inandım. İnanan kafamı sikeyim. Sonuç yine aynı. Zaman geçtikçe benden soğudu, sevgisi ilgisi azaldı, ama bu sefer ayrılan ben oldum. Ayrılanın ben olup beyin sikenin yine ben olması da ayrı bir ironi tabi. Büyükler haklı sanırım, bu yaşta aşk diye bir şey olmuyormuş. Yaşadıklarımdan bunu anladım. Daha ne yaşadın amk 16 yaşındasın diyeceksiniz, haklısınız ama dediğim gibi şu zamanlar için yeterince şey yaşadığıma inanıyorum. Çok feminist oldum. Erkek çevrem geniştir benim, yaptıkları her haltı gelip anlatırlar. Eskiden güler geçerdim ama şimdi ağızlarına sıçıyorum o kızlara öyle şeyler yaptıkları için. O kızlara üzülüyorum benim yaşadıklarımla benzer şeyler yaşadıkları/yaşayacakları için.
Her neyse. Çok üzüldüm bu 5 ay içinde. Ben ona Sarı'yla yaşadıklarımı anlatmıştım, bir daha böyle şeyler yaşamak, üzülmek istemiyorum diye dert yanmıştım. Ama yine aynı şey oldu. Aşığım, ölüyorum, senin için her şeyi yaparım'lar tamamen yalan. Yok öyle bir şey, bir anlık heves sonucu söylüyorlar hepsini. Onu ne kadar seversem seveyim asla sevgimin karşılığını görmüyorum, göremiyorum. Bundan sonra da eğer birine bağlanırsam aynı şey olacak. Bu yüzden kızlar, kalbinizi alın gömün mümkünse
Her neyse. Çok üzüldüm bu 5 ay içinde. Ben ona Sarı'yla yaşadıklarımı anlatmıştım, bir daha böyle şeyler yaşamak, üzülmek istemiyorum diye dert yanmıştım. Ama yine aynı şey oldu. Aşığım, ölüyorum, senin için her şeyi yaparım'lar tamamen yalan. Yok öyle bir şey, bir anlık heves sonucu söylüyorlar hepsini. Onu ne kadar seversem seveyim asla sevgimin karşılığını görmüyorum, göremiyorum. Bundan sonra da eğer birine bağlanırsam aynı şey olacak. Bu yüzden kızlar, kalbinizi alın gömün mümkünse
2 Ocak 2013
Selam?
Öncelikle, hepinizin yeni yılı kutlu mutlu huzurlu olsun sevgili bloğumun kafamda yarattığım okuyucuları. Çünkü kimse okumuyor. Neyse, uzun zamandır hiç girmiyordum bloğa. Bi ara bir şeyler yazacaktım ama kafamda toparlayamadım yazacaklarımı o yüzden kapadım sekmeyi ve bugüne kadar da hiç açmadım. Gerçi şu an da toparlayamıyorum çünkü uzun zaman oldu, bir sürü şey oldu ve ben hangisini yazayım bilmiyorum. Başlayayım bir yerden.
19 Haziran 2012. Bugün hayatımın en güzel günlerinden biriydi. Çünküüü Megadeth konseri vardı! Gerçekten çok ama çok harika bir konserdi. Rust In Peace t-shirt'ümü giyip Taksim otobüsüne bindim ve arkadaşları Taksim meydanda bekledim sırt çantamla. Sonra onlar geldi, hep beraber Taksim'de turlayıp saat 16.00'da Küçükçiftlik Park'ın kapısında olduk ve sırada bekledik. İşte sonra içeri girdik, çimlere yayıldık falan. Megadeth'den önce Trivium çıkmıştı, hayvan gibi headbang yaptık onda ve daha o zamandan enerjimizi tüketmiştik. Hava kararınca Megadeth'e gelmişti sıra. Allam çok heyecanlıydım, ilk(Rock/ metal anlamında) konserim lan düşünsenize. İlk konserim Megadeth'e bir de. Neyse sahne karardı falan ben böyle göremiyorum bir de sahneyi. Arkadaşlar kaldıralım mı falan yaptılar ben tepinince, atladım tabi direk sdkjhsd. Ellerine basıp bekledim Dave'i. Ve o turuncu mükemmel saçları, beyaz gömleği ve kot pantolonuyla kanlı canlı görmüştüm. Never Dead'le başlayıp Holy Wars'la bitmişti. Gerçekten çok çok güzel bir konserdi ama 1 buçuk hafta boynumu oynatamadım orası ayrı. Evet bu başlığımızın da konusu bu oldu, bi kaç gün boyunca bugüne kadar yaşadıklarımı özet geçmeye çalışıcam. Saygılar.
19 Haziran 2012. Bugün hayatımın en güzel günlerinden biriydi. Çünküüü Megadeth konseri vardı! Gerçekten çok ama çok harika bir konserdi. Rust In Peace t-shirt'ümü giyip Taksim otobüsüne bindim ve arkadaşları Taksim meydanda bekledim sırt çantamla. Sonra onlar geldi, hep beraber Taksim'de turlayıp saat 16.00'da Küçükçiftlik Park'ın kapısında olduk ve sırada bekledik. İşte sonra içeri girdik, çimlere yayıldık falan. Megadeth'den önce Trivium çıkmıştı, hayvan gibi headbang yaptık onda ve daha o zamandan enerjimizi tüketmiştik. Hava kararınca Megadeth'e gelmişti sıra. Allam çok heyecanlıydım, ilk(Rock/ metal anlamında) konserim lan düşünsenize. İlk konserim Megadeth'e bir de. Neyse sahne karardı falan ben böyle göremiyorum bir de sahneyi. Arkadaşlar kaldıralım mı falan yaptılar ben tepinince, atladım tabi direk sdkjhsd. Ellerine basıp bekledim Dave'i. Ve o turuncu mükemmel saçları, beyaz gömleği ve kot pantolonuyla kanlı canlı görmüştüm. Never Dead'le başlayıp Holy Wars'la bitmişti. Gerçekten çok çok güzel bir konserdi ama 1 buçuk hafta boynumu oynatamadım orası ayrı. Evet bu başlığımızın da konusu bu oldu, bi kaç gün boyunca bugüne kadar yaşadıklarımı özet geçmeye çalışıcam. Saygılar.
26 Mayıs 2012
Ders Çalışmak Mı? O Ne Hatırlamıyorum.
Benim ders çalışmam gereken zamanlarda kendimce uydurduğum bahaneler var ders çalışmamak için. Ama benim için gayet de geçerli bahaneler yani. Biraz sonra yazacağım durumlarda siksen ders çalışmam. O dersim 1 olsa bile çalışmam. Ki çalışmadım da. Ama söz seneye çok çalışacağım eheheh *kendine ya bi siktir git amk der* . Eveeeet şimdi o durumlara geçelim.
1. Çok sevdiğim piç beni terketti
Bu durum var ya, çok sikimsonik bir durum. Biliyorsunuzdur %95'iniz. Kalan %5'iniz de "Bir çocuk/kız için bunalıma mı gireceğim? Pehhhhh daha ölmedik." diyordur. Ama ben diyemiyorum işte öyle. O oç beni terkettiğinde -tam da sınav zamanlarımda terk etmişti, hiç mi düşünemiyorsun amına koduğum- ben gözüm yaşlı, kulağımda kulaklık son ses "Here Without You", "Here Comes The Rain Again", "Fade to Black", "Snuff" ve daha bir çok şarkıyı dinleyip yorganımın altına giriyordum. Tabi bu durumum ne kadar sürdü? 2 hafta. Ama sınavlarım da bok gibi geçti yani. Kısacası bu durumda ders çalışmam imkansız, sikseler kalkıp çalışmam.
2. Annem ve babamın kavga gürültüsü yüzünden psikolojim bozuldu
Bu durum az önce bahsettiğimden daha da sikimsoniktir. Hatta über sikimsonik. Annem ve babam içerde kavga eder, sonra annem gelip bana çatar, sonra ben kapımı çarpıp ağlarım; kısacası ders çalışamam. Bu durumum en fazla 2 gün sürüyor, ve genellikle ne zaman ders çalışacağım desem bunlar kedi-köpek gibi kavga etmeye başlıyorlar tesadüfün bu kadarı. Bu durumda ders çalışmayı düşünemem bile, rahattır kafam.
3. Çok yorgunum uykum var
Bu durumdayken kim kalkıp ders çalışacağım der ki? Hangi insan evladı uykusu varken ve yorgunken kalkıp o masaya oturmuştur allasen. Sabah kendime "Bu akşam eve gittiğimde ders çalışacağım çok ders çalışasım geldi." diyorum fakaaaat hoba akşam yorgun oluyorum. Ders çalışamam bu durumda.
4. Sevdiceğimle konuşuyoruz telefonu/bilgisayarı bırakamam
Bu durumda tabiki de çalışamam amk kim çalışabilir ki? Böyle sevdiceğinle konuşuyorsun güzel güzel, "bitanem, canım, seni seviyorum, herşeyimsin"ler havada uçuşuyor, kim ders çalışmayı düşünebilir ki? Ben düşünemiyorum aga yok yani.
5. Sevdiceğimden mesaj bekliyorum
Bu durumda da şöyle bir şey oluyor; sevdiceğinle arana bir buz dağı girmiş o güzeeeel konuşmalardan sonra. Sen mesaj atıyorsun, onun cevap vermesi 893710932703829 saat sürüyor, bu durumda da telefonu bırakamıyorsun ha geldi ha gelecek diye. Tabiki de ders çalışamazsın aklın telefondayken amk.
İşteeeeeeeeee ben bu über önemli durumlarda ders çalışamam. Kısacası hiçbir zaman ders çalışamam. Çünkü illaki birisinden birisine denk geliyorum. Yok eğer "Ben tabiki de bu durumlarda ders çalışıyorum yaaee" diyebilen varsa bana formülünü söyleyin, en azından seneye karnemi düzgün getireyim.
1. Çok sevdiğim piç beni terketti
Bu durum var ya, çok sikimsonik bir durum. Biliyorsunuzdur %95'iniz. Kalan %5'iniz de "Bir çocuk/kız için bunalıma mı gireceğim? Pehhhhh daha ölmedik." diyordur. Ama ben diyemiyorum işte öyle. O oç beni terkettiğinde -tam da sınav zamanlarımda terk etmişti, hiç mi düşünemiyorsun amına koduğum- ben gözüm yaşlı, kulağımda kulaklık son ses "Here Without You", "Here Comes The Rain Again", "Fade to Black", "Snuff" ve daha bir çok şarkıyı dinleyip yorganımın altına giriyordum. Tabi bu durumum ne kadar sürdü? 2 hafta. Ama sınavlarım da bok gibi geçti yani. Kısacası bu durumda ders çalışmam imkansız, sikseler kalkıp çalışmam.
2. Annem ve babamın kavga gürültüsü yüzünden psikolojim bozuldu
Bu durum az önce bahsettiğimden daha da sikimsoniktir. Hatta über sikimsonik. Annem ve babam içerde kavga eder, sonra annem gelip bana çatar, sonra ben kapımı çarpıp ağlarım; kısacası ders çalışamam. Bu durumum en fazla 2 gün sürüyor, ve genellikle ne zaman ders çalışacağım desem bunlar kedi-köpek gibi kavga etmeye başlıyorlar tesadüfün bu kadarı. Bu durumda ders çalışmayı düşünemem bile, rahattır kafam.
3. Çok yorgunum uykum var
Bu durumdayken kim kalkıp ders çalışacağım der ki? Hangi insan evladı uykusu varken ve yorgunken kalkıp o masaya oturmuştur allasen. Sabah kendime "Bu akşam eve gittiğimde ders çalışacağım çok ders çalışasım geldi." diyorum fakaaaat hoba akşam yorgun oluyorum. Ders çalışamam bu durumda.
4. Sevdiceğimle konuşuyoruz telefonu/bilgisayarı bırakamam
Bu durumda tabiki de çalışamam amk kim çalışabilir ki? Böyle sevdiceğinle konuşuyorsun güzel güzel, "bitanem, canım, seni seviyorum, herşeyimsin"ler havada uçuşuyor, kim ders çalışmayı düşünebilir ki? Ben düşünemiyorum aga yok yani.
5. Sevdiceğimden mesaj bekliyorum
Bu durumda da şöyle bir şey oluyor; sevdiceğinle arana bir buz dağı girmiş o güzeeeel konuşmalardan sonra. Sen mesaj atıyorsun, onun cevap vermesi 893710932703829 saat sürüyor, bu durumda da telefonu bırakamıyorsun ha geldi ha gelecek diye. Tabiki de ders çalışamazsın aklın telefondayken amk.
İşteeeeeeeeee ben bu über önemli durumlarda ders çalışamam. Kısacası hiçbir zaman ders çalışamam. Çünkü illaki birisinden birisine denk geliyorum. Yok eğer "Ben tabiki de bu durumlarda ders çalışıyorum yaaee" diyebilen varsa bana formülünü söyleyin, en azından seneye karnemi düzgün getireyim.
15 Mayıs 2012
Sonra Vay Efendim Minu Neden Bunalımda
Kumpircinin amına koyayım. Açlığımın baskın gelmesinin amına koyayım. Yeşil'i dinlemeyişimin amına koyayım. Ben direk amıma koyayım en iyisi.
Cumartesi akşamı Duman konseri vardı İstanbul Üniversitesi'nde. Yeşil'in babacığı orada çalışıyor, onun vesilesiyle Yeşil ve ben de gidebildik. Saat 7 buçuğumsu gibi Yeşil ve annesi aldı beni, sonra işte gittik kampüse. Allahım nolur bana da öyle bir üniversitede okumayı nasip et. Neyse, saat 10 gibi çıktı Duman. Kaan içmiş de çıkmış her konserde yaptığı gibi. Ayakta zor duruyordu resmen. Abi çok iyiydi lan konser. Böyle sarılan çiftleri gördükçe içim burkuldu tabii. Amınıza koyayım sizin tamam mı bari gözümün önünde yapmayın, Allam neden benim sevdiceğim böyle zamanlarda yanımda olmazki, şöyle sarılalım romantik romantik dedim içimden. Hatta dışımdan dedim, Yeşil duydu çünkü. Sevdiceğim dediğim evet geçen bahsettiğim kişi. Ben harbi seviyorum onu. Neyse konumuz bu değil. İşte öyle Kaan'ın "Dibiğğneeeğğğğ kadaağğğaaaarr" diyişini dinledik, ayakta duramayışını izledik, sonra ben yine sevgililere küfür ettim. Tabi konser başlamadan önce biz Yeşil'le bir tıkınmışız akıllara zarar. Midemizde ne arasan var yani. Konser bitince beni bir açlık sardı. Yeşil'le gittik standlara. Canım bir kumpir çekmiş anlatamam, malzemelerin ne kadar tuhaf göründüğü umurumda bile değildi yani. Ben aldım o tuhaf kumpiri, bir de 8 TL ödedim. Yeşil alma falan dedi ama açlığım baskın çıktı. Oohhh ben bir güzel hüplettim kumpiri mideme, mutlu mutlu gecenin bir yarısı eve bıraktı beni Yeşiller. Ertesi sabah 7 buçuk gibi uyandım. Hafta sonu da sikseler o saatte uyanmam. Karnım bir tuhaf böyle ağrıyor mu bişey mi olmuş anlamadım. Yaklaşık yarım saat sonrasından 10 dakika sonrasına kadar olan süresini hayatımdan mümkünse çıkarmak istiyorum. Sanırım bu kadar uzun zamandır kusmamışım. Ama ne kusmak anasını satıyım, hamile kadınlar bu kadar kusmamıştır. Zombie gibi yattım geri yatağıma, sonra işte annem geldi ah canım kızım ne oldu sana böyle diye okşamaya başladı saçlarımı. Sonra ben 1 saat içinde tekrar kustum, midemde bir şey de kalmamıştı amına koyim. "Babaağğğ beni hastaneye götüüğğrr iyi değileeaaam" diye çemkirdim, yoksa düzelmeyecektim. Gittik hastaneye, kadın bir iğne yapmış üff. Bir acı bir acı. Neyse en azından mide bulantımı geçirdi. Bütün gün evde uyudum. Ateşim çıktı arada. Ama bir uyumuşum, hayatımdaki en güzel uykulardan biriydi yani öyle diyim. Ömrüm boyunca bir daha bu kadar uyuyamam sanırım. Babam pazartesi günü için rapor aldı sağolsun, dün de moron gibi yattım. Tam yatıyordum kiiii aklıma salı günkü piknik geldi. "Lan ben yarın bu halde nasıl pikniğe gideceğim?" diye kara kara düşünmeye başladım. Sevdiceğimle rahat rahat takılabileceğimiz tek yer olacaktı sanırım. Ama ne oldu, ben salondan odama zar zor yürüyebildim ve sonuuuuç; evde yatıyorum. Evet o şimdi piknikte. Of ya amk ne güzel eğleniyordur şimdi. Şansımı sikeyim. Hayatımı sikeyim. Ne zaman bir şeye heveslensem bir bokluklar oluyor. Bu piknikte de öyle oldu. Demek ki fazla heves göte batabiliyormuş.
Cumartesi akşamı Duman konseri vardı İstanbul Üniversitesi'nde. Yeşil'in babacığı orada çalışıyor, onun vesilesiyle Yeşil ve ben de gidebildik. Saat 7 buçuğumsu gibi Yeşil ve annesi aldı beni, sonra işte gittik kampüse. Allahım nolur bana da öyle bir üniversitede okumayı nasip et. Neyse, saat 10 gibi çıktı Duman. Kaan içmiş de çıkmış her konserde yaptığı gibi. Ayakta zor duruyordu resmen. Abi çok iyiydi lan konser. Böyle sarılan çiftleri gördükçe içim burkuldu tabii. Amınıza koyayım sizin tamam mı bari gözümün önünde yapmayın, Allam neden benim sevdiceğim böyle zamanlarda yanımda olmazki, şöyle sarılalım romantik romantik dedim içimden. Hatta dışımdan dedim, Yeşil duydu çünkü. Sevdiceğim dediğim evet geçen bahsettiğim kişi. Ben harbi seviyorum onu. Neyse konumuz bu değil. İşte öyle Kaan'ın "Dibiğğneeeğğğğ kadaağğğaaaarr" diyişini dinledik, ayakta duramayışını izledik, sonra ben yine sevgililere küfür ettim. Tabi konser başlamadan önce biz Yeşil'le bir tıkınmışız akıllara zarar. Midemizde ne arasan var yani. Konser bitince beni bir açlık sardı. Yeşil'le gittik standlara. Canım bir kumpir çekmiş anlatamam, malzemelerin ne kadar tuhaf göründüğü umurumda bile değildi yani. Ben aldım o tuhaf kumpiri, bir de 8 TL ödedim. Yeşil alma falan dedi ama açlığım baskın çıktı. Oohhh ben bir güzel hüplettim kumpiri mideme, mutlu mutlu gecenin bir yarısı eve bıraktı beni Yeşiller. Ertesi sabah 7 buçuk gibi uyandım. Hafta sonu da sikseler o saatte uyanmam. Karnım bir tuhaf böyle ağrıyor mu bişey mi olmuş anlamadım. Yaklaşık yarım saat sonrasından 10 dakika sonrasına kadar olan süresini hayatımdan mümkünse çıkarmak istiyorum. Sanırım bu kadar uzun zamandır kusmamışım. Ama ne kusmak anasını satıyım, hamile kadınlar bu kadar kusmamıştır. Zombie gibi yattım geri yatağıma, sonra işte annem geldi ah canım kızım ne oldu sana böyle diye okşamaya başladı saçlarımı. Sonra ben 1 saat içinde tekrar kustum, midemde bir şey de kalmamıştı amına koyim. "Babaağğğ beni hastaneye götüüğğrr iyi değileeaaam" diye çemkirdim, yoksa düzelmeyecektim. Gittik hastaneye, kadın bir iğne yapmış üff. Bir acı bir acı. Neyse en azından mide bulantımı geçirdi. Bütün gün evde uyudum. Ateşim çıktı arada. Ama bir uyumuşum, hayatımdaki en güzel uykulardan biriydi yani öyle diyim. Ömrüm boyunca bir daha bu kadar uyuyamam sanırım. Babam pazartesi günü için rapor aldı sağolsun, dün de moron gibi yattım. Tam yatıyordum kiiii aklıma salı günkü piknik geldi. "Lan ben yarın bu halde nasıl pikniğe gideceğim?" diye kara kara düşünmeye başladım. Sevdiceğimle rahat rahat takılabileceğimiz tek yer olacaktı sanırım. Ama ne oldu, ben salondan odama zar zor yürüyebildim ve sonuuuuç; evde yatıyorum. Evet o şimdi piknikte. Of ya amk ne güzel eğleniyordur şimdi. Şansımı sikeyim. Hayatımı sikeyim. Ne zaman bir şeye heveslensem bir bokluklar oluyor. Bu piknikte de öyle oldu. Demek ki fazla heves göte batabiliyormuş.
4 Mayıs 2012
Belki Şu An Sarılıyor Olurduk?
En nefret ettiğim şeyler birisi; belirsizlik. Hani birisinin seni sevdiğini anlayamazsınız ya. Daha doğrusu, sevdiğini bilirsiniz, bunu açık açık söyler fakat hangi anlamda söylediğini kestiremezsiniz ya. Ne boktan bir durumdur o. Serçe parmağınızı kapıya vurmaktan bile daha boktandır.
Aynı okuldayız tamam mı. Her gün, 7/24 konuşuyoruz. Her türlü konuşuyoruz. Skype'tan kamera açıyoruz, telefonla arıyor, facebooktan mesajlaşıyoruz. Aklına gelebilecek her türlü şekilde konuşuyoruz, mektup hariç. Gece uyuyakalana kadar konuşuyoruz. Sabahları da "Günaydın meleğim" diye mesaj atıyor. Al işte, ben bu çocuğu sevmeyeyim de ne yapayım. Ortak bir arkadaşımız var bizim, bu kişi de benim gerçekten çok yakın arkadaşım. İşte sordum ben bu çocukla ilgili bir şeyler. Kızlarla yapış yapış olmayı seviyor, çıkma teklifi bekleme dedi bana. Abi. Amına koyayım onun o zaman tamam mı? Ya bana o kadar özel davranıyor ki. Dün gece bir mesaj atmış, heralde başkası olsa tamam aşık bana dersin. Ama bu çocukta diyemiyorum. Allah kahretsin ki diyemiyorum. Fazla kaptırmayayım kendimi diyorum, ama olmuyor abi. Mesaj atmıyor işte siklenmiyorsun diyorum bazen kendi kendime triplere girip, bir bakıyorum 2 dakika sonra "Herşeyim nasılsın" diyor. Lan ben tam kendimi sakinleştirmişim, sen gelip bana herşeyim diyorsun. Ya ben harbi seviyorum bu çocuğu. Ama o anlamda seviyor mu beyfendi, bilemiyorum! Ya abi, insan arkadaşı olarak gördüğü bir kıza "....ben senin kocacığın, sen de benim karıcığım minik eşim olursun" der mi ciddi bir şekilde. Bu diyor. Yavşaklık kanında vardır belki demek istiyorum ama yok abi dünyanın en yavşak insanı bile günün birinde soğuk davranır bu kıza. Bu davranmıyor. Olayın içinde bunun eski sevgilisi de var gerçi. O kız da bizim okulda. Sanırım geçen hafta o kızla ilgili bir şey sormuştum, hemen konuyu değiştirip seni seviyorum dedi. İşte sonra Minu neden belirsizlik içinde kalıyor. Tek bildiğim şey ikimizin de sürekli sarılmak istediği. Ama hangi anlamda işte onu bilmiyorum....
Aynı okuldayız tamam mı. Her gün, 7/24 konuşuyoruz. Her türlü konuşuyoruz. Skype'tan kamera açıyoruz, telefonla arıyor, facebooktan mesajlaşıyoruz. Aklına gelebilecek her türlü şekilde konuşuyoruz, mektup hariç. Gece uyuyakalana kadar konuşuyoruz. Sabahları da "Günaydın meleğim" diye mesaj atıyor. Al işte, ben bu çocuğu sevmeyeyim de ne yapayım. Ortak bir arkadaşımız var bizim, bu kişi de benim gerçekten çok yakın arkadaşım. İşte sordum ben bu çocukla ilgili bir şeyler. Kızlarla yapış yapış olmayı seviyor, çıkma teklifi bekleme dedi bana. Abi. Amına koyayım onun o zaman tamam mı? Ya bana o kadar özel davranıyor ki. Dün gece bir mesaj atmış, heralde başkası olsa tamam aşık bana dersin. Ama bu çocukta diyemiyorum. Allah kahretsin ki diyemiyorum. Fazla kaptırmayayım kendimi diyorum, ama olmuyor abi. Mesaj atmıyor işte siklenmiyorsun diyorum bazen kendi kendime triplere girip, bir bakıyorum 2 dakika sonra "Herşeyim nasılsın" diyor. Lan ben tam kendimi sakinleştirmişim, sen gelip bana herşeyim diyorsun. Ya ben harbi seviyorum bu çocuğu. Ama o anlamda seviyor mu beyfendi, bilemiyorum! Ya abi, insan arkadaşı olarak gördüğü bir kıza "....ben senin kocacığın, sen de benim karıcığım minik eşim olursun" der mi ciddi bir şekilde. Bu diyor. Yavşaklık kanında vardır belki demek istiyorum ama yok abi dünyanın en yavşak insanı bile günün birinde soğuk davranır bu kıza. Bu davranmıyor. Olayın içinde bunun eski sevgilisi de var gerçi. O kız da bizim okulda. Sanırım geçen hafta o kızla ilgili bir şey sormuştum, hemen konuyu değiştirip seni seviyorum dedi. İşte sonra Minu neden belirsizlik içinde kalıyor. Tek bildiğim şey ikimizin de sürekli sarılmak istediği. Ama hangi anlamda işte onu bilmiyorum....
20 Nisan 2012
Bir kavanoz Nutella isteyen var mı?
Arkadaşlarınıza değer verin ve onları kaybetmeyin, geri kazanması çok zor oluyor. Benimki zor olmadı aslında, sadece geç oldu biraz...
Benim ilkokuldan çok ama çok yakın bir arkadaşım vardı. Ona Japon diyelim. Japon'la ilkokulda fazla samimiyetimiz yoktu, ama liseye geçtiğimizde bayağı yakın arkadaş olmuştuk. Her gün skype, msn, facebook sayesinde konuşur, çoğunlukla sabahlar, kısacası yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi. Okullarımız falan da yan yana hatta, aramızda sadece tel örgü var. Japon beni 4-5 arkadaşıyla tanıştırmıştı bir süre sonra. Hani böyle sürekli konuşan bir grup olur ya, hah işte öyleydik biz de. Tek sorun gruptaki tek kız bendim.
Geçen yaz Japon beni birisiyle tanıştırdı. Evet, bu kişi Sarı. Onlar da öyle samimilerdi falan, biz Sarı'yla çıkmaya başladıktan sonra olaylar oldu, Sarı bunlarla olan tüm ilişkisini kesti. Kasım ayında da Sarı beni onlar hakkında dolduruşa getirdi. Ve evet, ben de inandım tüm saçmaladıklarına. Onu o kadar seviyordum ki gözüm kör olmuş, aptallaşmıştım. Ne dese inanacak duruma gelmiştim. Bunun üzerine gidip hepsini sildim hayatımdan. Evet, 8 yıllık arkadaşımı hayatımdan çıkarmıştım. Ama dayanamadım bu senenin başında. Çok özlemiştim çünkü eski günleri. Gidip özür diledim Japon'dan, ama haklı olarak kabul etmedi. Çok ağlamıştım o hafta, ve Sarı'yla da aramıza buz dağı girmişti resmen. Gerçekten çok pişman olmuştum o salağın sözlerine inanıp Japon'u sildiğim için.
Bu ayın 17'si Japon'un doğum günüydü. Geçen yıl Japon'la buluşmuştuk doğum gününde. 7 saat falan vakit geçirmiştik. O gün hediye alamamıştım ona. Önceki gece Nutella'sının bittiğini söylemişti bana, "Dün Nutella'nın bittiğini söylemiştin, alıyım mı hediye olarak?" diye şakasını yapmıştım. Ve bu yıl, markete gidip Nutella aldım. Üstüne "Doğum günün kutlu olsun" yazdım ve evine götürdüm. O akşam bana mesaj attı. O kadar mutlu olmuştum ki. Aylardır konuşmadığım arkadaşımla tekrardan konuşuyoruz artık, nasıl mutlu olmayayım. Demek ki neymiş, bir kavanoz Nutella her şeyi çözebiliyormuş.
Benim ilkokuldan çok ama çok yakın bir arkadaşım vardı. Ona Japon diyelim. Japon'la ilkokulda fazla samimiyetimiz yoktu, ama liseye geçtiğimizde bayağı yakın arkadaş olmuştuk. Her gün skype, msn, facebook sayesinde konuşur, çoğunlukla sabahlar, kısacası yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi. Okullarımız falan da yan yana hatta, aramızda sadece tel örgü var. Japon beni 4-5 arkadaşıyla tanıştırmıştı bir süre sonra. Hani böyle sürekli konuşan bir grup olur ya, hah işte öyleydik biz de. Tek sorun gruptaki tek kız bendim.
Geçen yaz Japon beni birisiyle tanıştırdı. Evet, bu kişi Sarı. Onlar da öyle samimilerdi falan, biz Sarı'yla çıkmaya başladıktan sonra olaylar oldu, Sarı bunlarla olan tüm ilişkisini kesti. Kasım ayında da Sarı beni onlar hakkında dolduruşa getirdi. Ve evet, ben de inandım tüm saçmaladıklarına. Onu o kadar seviyordum ki gözüm kör olmuş, aptallaşmıştım. Ne dese inanacak duruma gelmiştim. Bunun üzerine gidip hepsini sildim hayatımdan. Evet, 8 yıllık arkadaşımı hayatımdan çıkarmıştım. Ama dayanamadım bu senenin başında. Çok özlemiştim çünkü eski günleri. Gidip özür diledim Japon'dan, ama haklı olarak kabul etmedi. Çok ağlamıştım o hafta, ve Sarı'yla da aramıza buz dağı girmişti resmen. Gerçekten çok pişman olmuştum o salağın sözlerine inanıp Japon'u sildiğim için.
Bu ayın 17'si Japon'un doğum günüydü. Geçen yıl Japon'la buluşmuştuk doğum gününde. 7 saat falan vakit geçirmiştik. O gün hediye alamamıştım ona. Önceki gece Nutella'sının bittiğini söylemişti bana, "Dün Nutella'nın bittiğini söylemiştin, alıyım mı hediye olarak?" diye şakasını yapmıştım. Ve bu yıl, markete gidip Nutella aldım. Üstüne "Doğum günün kutlu olsun" yazdım ve evine götürdüm. O akşam bana mesaj attı. O kadar mutlu olmuştum ki. Aylardır konuşmadığım arkadaşımla tekrardan konuşuyoruz artık, nasıl mutlu olmayayım. Demek ki neymiş, bir kavanoz Nutella her şeyi çözebiliyormuş.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
